Gazze’de Teknokrat Komite: Shaath Kim, Plan Ne?
Gazze’de Teknokrat Komite Dönemi: Ali Abdel Hamid Shaath Liderliğinde Geçiş ve Yeniden İnşa Savaş Sonrası Gazze’de Geçiş Yönetimi İhtiyacı
İki yıl süren yıkıcı savaşın ardından Gazze Şeridi’nde Ekim 2025’te varılan ateşkes, bölgede yeni bir yönetim düzenlemesini gündeme getirdi. Yoğun bombardımanlar ve çatışmalar sonucu Gazze neredeyse tamamen harabeye dönerken, on binlerce can kaybı yaşandı ve nüfusun büyük bölümü yerinden edildi. Bu ağır insani krizin ortasında, Gazze’nin savaş sonrası yeniden ayağa kaldırılması ve günlük idaresinin sürdürülmesi için Filistinli taraflar ve uluslararası toplum, ne Hamas’ın ne de İsrail’in doğrudan yönetimde olacağı tarafsız bir geçiş yönetimi modeline yöneldi. Sonuç olarak, Ocak 2026 itibarıyla Gazze’nin idaresini üstlenmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komite oluşturuldu. Bu komite, savaşın yıkıntıları üzerinde Gazze’yi yeniden inşa etmek, sivil hizmetleri işletmek ve kalıcı bir istikrar ortamı tesis etmekle görevlendirildi.
Bu adım, diplomatik açıdan önemli bir gelişme olarak nitelendiriliyor. Arabulucu ülkeler Mısır, Katar ve Türkiye, ortak açıklamalarında teknokrat komitenin kuruluşunu “Gazze Şeridi’nde istikrarın pekiştirilmesine ve insani durumun iyileştirilmesine yönelik çabalara katkı sağlayacak önemli bir gelişme” şeklinde değerlendirdi. Aynı açıklamada, komitenin kurulmasının ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasının önünü açacağı ve böylece kalıcı barış ve yeniden inşa için zemin hazırlayacağı vurgulandı. Bu girişim, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı 20 maddelik Gazze Barış Planı kapsamında şekillenen uluslararası çabanın parçası olup, ateşkes sonrası dönemin yönetimi ve Gazze’nin geleceği için kritik bir rol oynuyor.
Komitenin Kuruluş Süreci ve Arabulucu Ülkelerin Rolü
Gazze’nin İdaresini Üstlenecek Filistinli Teknokrat Komite, kapsamlı diplomatik müzakerelerin ürünü olarak ortaya çıktı. Ateşkes sağlanır sağlanmaz, bölgede güvenlik boşluğu oluşmaması ve insani yardım akışının sürekliliği için geçici bir sivil yönetim formülü üzerinde çalışılmaya başlandı. Bu süreçte Mısır, Katar ve Türkiye öne çıkan arabulucular oldu.
Mısır, coğrafi komşu ve geleneksel ara bulucu sıfatıyla süreci yöneten başlıca aktördü. Kahire, Ekim 2025’te Şarm el-Şeyh’te Filistinli gruplar arasında ilk uzlaşı görüşmelerine ev sahipliği yaparak ateşkesin çerçevesini çizdi. Ocak 2026’ya gelindiğinde, Mısır Dışişleri Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen görüşmelerle komitenin üye listesi ve çalışma prensipleri netleştirildi. Mısır Dışişleri yetkilileri, 15 üyeli komitenin oluşumu üzerinde konsensüs sağlandığını ve bu yapının yakında Gazze’ye konuşlanarak günlük yönetimi devralacağını ilan etti.
Katar, özellikle Hamas ile iletişim ve finansman konularındaki etkisi sayesinde sürece kritik katkı sundu. Katar, Hamas’ın güvenini kazanmış bir aktör olarak, Gazze’de yeni yönetime geçişin silahlı direniş hareketince kabul edilmesinde aracı oldu. Nitekim, Katar’ın da katılımıyla Kahire’de yapılan görüşmeler sonucunda Hamas, teknokrat komitenin kurulmasını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Hamas Sözcüsü Tahir el-Nunu, komitenin önümüzdeki günlerde çalışmalarına başlayacağını ve “Gazze’deki tüm bakanlıkların ve resmi kurumların sorumluluğunun bu komiteye devredileceğini” ifade etti; buna İçişleri Bakanlığı ve güvenlik birimleri de dahil. Bu açıklama, Hamas’ın idari yönetimi tarafsız bir yapıya bırakmaya razı olduğunu gösteriyor. Öte yandan Hamas, bu yapıda resmi bir rol talep etmediğini ve kendisini sadece süreci gözlemlemekle sınırlandıracağını duyursa da elindeki silahlara ilişkin taviz vermeye yanaşmadı. Yani, Hamas silahsızlanma konusunu ayrı tutarak idari yetki devrine onay verdi.
Türkiye ise bölgesel nüfuzunu ve Filistin davasındaki aktif diplomatik duruşunu bu süreçte ortaya koydu. Ankara, Katar ile birlikte hareket ederek hem Hamas hem de Filistin Yönetimi nezdinde uzlaşı için çaba harcadı. ABD’nin özel temsilcisi ile temaslarda da bulunan Türkiye, uluslararası düzeyde planın şekillenmesine katkı sağladı. Nitekim ABD temsilcisi Steve Witkoff, ikinci aşamaya geçildiğini duyurduğu açıklamasında Türkiye, Katar ve Mısır’a katkıları için özellikle teşekkür etti. Bu teşekkür, Türkiye’nin sürece desteğinin Washington tarafından da kritik görüldüğüne işaret ediyor. Ayrıca Türkiye’nin, ileride Gazze’nin yeniden inşası ve belki muhtemel uluslararası güç konuşlandırılması noktasında da rol alabileceği konuşuluyor.
Arabulucu üç ülkenin ortak paydada buluşması, bölgesel dengeler açısından dikkat çekici bir iş birliğine işaret ediyor. Normalde farklı bloklarda konumlanan Kahire, Doha ve Ankara, Gazze özelinde ortak çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi başarmış durumdalar. Her üç ülke de Gazze’de kalıcı bir kaosun kendi çıkarlarına aykırı olacağının farkında: Mısır sınır güvenliği ve bölgesel istikrar için endişelenirken, Katar uluslararası arabuluculuk prestijini korumak ve Filistinlilere desteğini sürdürmek istiyor; Türkiye ise hem insani hem siyasi nüfuz gerekçeleriyle Gazze’de söz sahibi olma arzusunda. Bu denge, ABD’nin planına destek verme noktasında bu aktörleri bir araya getirdi. Dolayısıyla, teknokrat komitenin kuruluş süreci bölgesel rekabetin yerini iş birliğine bıraktığı nadir örneklerden biri olarak görülüyor.
Ali Abdel Hamid Shaath Kimdir? Liderliğin Önemi
Teknokrat komitenin başkanı olarak seçilen Dr. Ali Abdel Hamid Shaath, belki de savaşın tarafı olmayan bir isim olması sayesinde üzerinde uzlaşılan bir figür oldu. 1958’de Gazze’nin Han Yunus kentinde doğan Ali Shaath, mesleki kariyerini siyasetten ziyade teknik ve idari alanlarda geçirmiş deneyimli bir sivil isim. Kahire’de mühendislik eğitimi alan, ardından İngiltere’de altyapı planlaması üzerine doktora yapan Shaath, Filistin Özerk Yönetimi bünyesinde çeşitli kritik görevler üstlendi.
Shaath, Filistin yönetiminde Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakan Yardımcılığı, Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı Müsteşarlığı gibi pozisyonlarda bulunmuş; ayrıca Sanayi Bölgeleri ve Serbest Bölgeler İdaresi ile Limanlar İdaresi başkanlığı görevlerini yürüterek kalkınma projelerinde rol almıştır. Siyasi bir partiye angaje olmadığı, teknokrat kimliğiyle öne çıktığı ve uzun yıllar kalkınma projeleri içinde yer aldığı için hem Filistin Yönetimi hem de farklı fraksiyonlar açısından kabul edilebilir bir isim olarak görülmüştür. Nitekim hem Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas’ın partisi El Fetih, hem de Gazze’deki rakibi Hamas, Shaath’ın liderliğindeki komitenin bileşimine destek verdiklerini kamuoyuna açıkladılar.
Ali Shaath, savaşın yaralarını sarmak ve Gazze’yi yeniden ayağa kaldırmak gibi zor bir misyonun sorumluluğunu üstlenmiş durumda. Kendisi, ilk açıklamalarında bu görevi “yeniden inşa değil, adeta baştan inşa” olarak tanımlayarak işin zorluğuna dikkat çekti. Shaath, Gazze’nin altyapısının ve şehir dokusunun maruz kaldığı tahribatın büyüklüğü nedeniyle, klasik “onarım” yaklaşımının ötesine geçmek gerektiğini vurguluyor. Öncelikli hedefinin, savaşta evlerini kaybeden 2,2 milyon Gazze sakinine acilen barınma imkânı sağlamak olduğunu belirten Shaath, “Halkımızın hemen hemen tamamı en az bir kez yerinden oldu; barınma birincil ihtiyaç” diyerek acil barınak temini için prefabrike konutlar ve geçici barınma merkezleri planlandığını ifade ediyor.
Shaath’ın çizdiği yol haritasına göre, Gazze’nin yeniden toparlanması uzun soluklu bir süreç olacak. Kendisinin verdiği bilgiye göre hazırlanan yeniden inşa planı, Dünya Bankası ve Filistinli kurumların iş birliğiyle üç aşamalı olarak tasarlandı. İlk aşamada altı ay sürecek acil yardım ve toparlanma dönemi öngörülüyor. Bunu, yaklaşık iki buçuk yıl sürecek iyileşme ve altyapı onarım safhası izleyecek; bu safhada su, elektrik, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlerin işler hale getirilmesine odaklanılacak. Üçüncü aşamada ise uzun vadeli kalkınma projeleriyle Gazze’nin öncekinden daha güçlü bir şekilde ayağa kalkması hedefleniyor. Shaath, su temini ve arıtma, elektrik üretiminin onarımı ve eğitim altyapısının yenilenmesi gibi konuların en üst öncelikler olduğunu dile getiriyor. Özellikle tuzlu suyun arıtılarak kullanıma sokulması, yıkılan okulların yeniden yapılması ve elektrik santrallerinin onarımı acil müdahale gerektiren alanlar.
Mühendis kökenli bir yönetici olarak Shaath, yenilikçi fikirler de sunuyor. Örneğin, savaşın ardından oluşan devasa moloz yığınlarını Gazze’nin dar coğrafyasında depolamak yerine, bir kısmını Akdeniz’e doldurarak arazi kazanımı için kullanma fikrini ortaya attı. Ayrıca bu enkazın yeniden inşada geri dönüştürülmesi ve çevre koruma projelerinde değerlendirilmesi planlanıyor. Shaath, bu çalışmalarda komitesinin tamamen teknik bir misyon üstlendiğini, siyaset ya da güvenlik alanına girmeyeceğini özellikle vurguluyor. Kendi ifadesine göre teknokrat komite, Filistin Yönetimi ve Arap partnerlerle koordinasyon içinde, fakat hiçbir siyasi ajandası veya askeri gücü olmadan faaliyet gösterecek. Finansman ise uluslararası toplum tarafından kurulacak Gazze Yeniden İmar Fonu üzerinden sağlanacak ve Arap ülkeleri ile küresel donörlerin katkılarıyla bu büyük yeniden inşa yükü omuzlanacak.
Shaath’ın liderliğinin bir diğer boyutu da güven tesis etmek üzerine kurulu. Hem Gazze halkının, hem de farklı siyasi fraksiyonların güvenini kazanmak zorunda. Halka verdiği mesajlarda “insanca yaşam koşullarını sağlama” vaadini ön plana çıkarıyor. Bu da temel olarak barınak, gıda, sağlık ve eğitim gibi insani ihtiyaçların süratle karşılanması anlamına geliyor. Filistin iç siyasetinde yıllardır devam eden bölünmüşlük göz önüne alındığında, Shaath’ın partiler üstü ve teknik kimliği, birleştirici bir figür olabilmesi için en büyük avantajı. Ancak aynı zamanda kamuoyu nezdinde şimdiye dek nispeten az tanınmış biri olması, beklentilerin yönetilmesi açısından hem avantaj (sıfırdan güven inşa edebilir) hem dezavantaj (tecrübesinin bilinmemesi nedeniyle şüphecilik) barındırıyor. Yine de, tarafsız gözlemcilere göre Shaath’ın seçilmesi “bariz bir tercih değilse de mantıklı bir uzlaşı adayı” olarak değerlendiriliyor.
Yeniden İnşa, Sivil İdare ve Altyapı: Komitenin Görev Alanı
Teknokrat komitenin başlıca misyonu, Gazze’de savaşın ardından kamusal hizmetlerin kesintiye uğramamasını sağlamak ve kapsamlı bir yeniden imar programını hayata geçirmek. Bu çerçevede komite, Gazze’deki tüm bakanlık ve kamu kurumlarının yönetimini devralacak şekilde yetkilendirildi. Eğitimden sağlığa, belediye hizmetlerinden altyapı onarımına kadar geniş bir yelpazede sivil idarenin yeniden işler hale getirilmesi hedefleniyor. Hamas yönetiminin 2007’den bu yana kontrol ettiği bu kurumlar, artık partiler üstü bir uzmanlar heyeti tarafından işletilecek. Hamas’ın bakanlıklardaki kadroları ve Filistin Yönetimi’nin Gazze’deki temsilcileri, komitenin emrine girerek halka hizmete devam edecek. Bu geçiş sürecinin sancısız olması için hem Hamas hem FKÖ (El Fetih) yönetimi kadroları komiteyle iş birliği yapma taahhüdünde bulundu.
Altyapı çalışmalarında öncelikler belirlenmiş durumda: Su ve elektrik şebekelerinin onarımı ile evsiz kalan yüz binlerce kişiye barınma sağlanması ilk sıralarda geliyor. Shaath’ın planına göre enkaz kaldırma ve atık yönetimi, yeniden inşanın ilk teknik adımı olacak. Gazze genelinde iki yılı aşkın süren bombardımanlar nedeniyle oluşan on milyonlarca ton moloz bulunuyor. Bu molozların temizlenmesi ve uygun şekilde değerlendirilmesi yaklaşık üç yıl sürebilir. Enkaz temizliği sürerken, geçici konut alanları ve çadır kentler yerine daha insani barınma merkezleri kurulması planlanıyor. Prefabrike yapıların yanı sıra, daha dayanıklı ve hızlı inşa edilebilen düşük maliyetli konut modelleri de değerlendiriliyor.
Sağlık sektörü de komitenin acil müdahale alanlarından biri olacak. Savaşta hastanelerin büyük bölümü hasar görmüş ya da kullanılamaz hale gelmişti. Bu nedenle, komite uluslararası sağlık kuruluşları ve özellikle Dünya Sağlık Örgütü ile koordinasyon içinde saha hastaneleri kurmak, tıbbi malzeme sevkiyatını hızlandırmak ve su sanitasyonu sorununu çözmek zorunda. Eğitim alanında ise 2023 sonrası doğan çocukların neredeyse tümünün okula erişimi kesintiye uğradığı için, komite eğitim seferberliği başlatmayı öngörüyor. Yıkılan okulların geçici yapılarla telafisi, uzaktan eğitim altyapısının devreye sokulması ve hızlandırılmış telafi programlarıyla kayıp neslin önlenmesi hedefleniyor.
Komitenin bir diğer kritik görevi, Gazze’nin ekonomik altyapısını canlandırmak olacak. Savaş öncesi dahi abluka altında kırılgan olan Gazze ekonomisi, çatışmalarla adeta durma noktasına geldi. Üretim tesisleri, atölyeler, küçük işletmeler büyük zarar gördü. Bu nedenle teknokrat komite, uluslararası fonlar aracılığıyla istihdam yaratacak projelere yatırım planlıyor. Özellikle inşaat sektörünün canlandırılmasıyla işsiz kalan on binlerce gence iş imkânı sağlanabileceği düşünülüyor. Tarım arazilerinin temizlenip yeniden ekime hazırlanması, balıkçılığın canlandırılması (deniz güvenliği sağlandıkça) ve küçük ölçekli sanayinin teşviki gibi adımlar da ekonomik toparlanma paketinin parçaları.
Tüm bu faaliyetlerin başarısı, büyük ölçüde uluslararası finansman ve teknik desteğe bağlı. Komiteye fon sağlanması için uluslararası bir Gazze Yeniden İmar Fonu kurulması planlandı. Bu fonda Körfez ülkeleri başta olmak üzere İslam dünyasından katkılar, Avrupa Birliği ve diğer uluslararası aktörlerin yardımları bir araya getirilecek. Dünya Bankası’nın koordinasyonunda çalışacak fonun şeffaf biçimde kullanılması için denetleme mekanizmaları da oluşturuluyor. Kuşkusuz, daha önce 2014 Gazze Savaşı sonrası vaadedilen yardım paralarının bir kısmının fiilen ulaşmaması gibi tecrübeler, bu sefer daha sıkı bir takip sistemi kurulmasını gerekli kılıyor. Komite, harcamaları ve ilerlemeyi düzenli raporlayarak hem bağışçıları hem de Filistin halkını bilgilendirmeyi taahhüt ediyor.
Diplomatik Zemin ve Uluslararası Hukuk Boyutu
Gazze’de teknokrat komite formülü, benzersiz bir diplomatik girişimin ürünü olarak değerlendirilebilir. ABD’de 2025’te yeniden iktidara gelen Donald Trump yönetimi, Orta Doğu’da yeni bir planla ortaya çıkarak Gazze sorununa aşamalı bir çözüm modeli önerdi. Trump’ın 20 maddelik Gazze Planı’nın ilk aşamasında ateşkes ve insani adımlar yer alırken, ikinci aşama idari yapılanma ve silahsızlanma olarak tanımlandı. İşte teknokrat komitenin kuruluşu da bu ikinci aşamanın temelini oluşturuyor. Washington, bu planı hayata geçirmek için uluslararası bir konsensüs oluşturmaya çalıştı ve Mısır-Katar-Türkiye üçlüsünün yanı sıra İsrail ve Filistin taraflarını da masada tutmayı başardı. Ortaya çıkan mutabakat neticesinde, 15 kişilik Filistinli uzmanlar heyetinin Gazze’ye yönetici olarak gönderilmesi fikri kabul gördü. Bu heyetin üyeleri üzerinde İsrail ve Hamas dâhil tüm tarafların uzlaşmaya vardığı ve listenin tümünün onaylandığı bildiriliyor. Her ne kadar komitenin tam üye listesi kamuoyuna açıklanmamış olsa da, üyelerin tamamının sivil uzmanlar ve bürokratlar olduğu belirtiliyor.
Teknokrat komitenin diplomatik statüsü de dikkat çekici. Bu yapı herhangi bir devlet ya da hükümet niteliği taşımıyor; geçici ve istisnai bir idari mekanizma olarak tasarlandı. Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, Gazze halen İsrail işgali altındaki bir bölge olarak addediliyor. İsrail 2005’te yerleşimcilerini çekmiş olsa da, sınırları, hava sahası ve deniz erişimini kontrol ederek etkili bir fiili kontrolü elinde tuttuğu için, savaş boyunca ve sonrasında işgal gücü sorumlulukları tartışma konusu oldu. Bu çerçevede, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin koruma hükümleri gereği, sivil halkın refahı ve düzeni işgal gücünün sorumluluğunda. Ancak İsrail hükümeti savaş sonrası dönemde sorumluluğu bu teknokrat komiteye devretme eğiliminde, zira doğrudan yönetimi üstlenmek istemediği gibi uluslararası baskıyla da karşı karşıya. Nitekim komitenin kuruluşuna onay vermesi, İsrail’in Gazze’den kademeli çekilme niyetinin bir göstergesi olarak okunabilir. Washington Post’un haberine göre anlaşma uyarınca komite, önce İsrail’in kontrolündeki Gazze topraklarının %50’sinde idareyi devralacak, ardından kademeli olarak tamamına genişleyecek. Bu da İsrail ordusunun belli bir takvimle Gazze’den tamamen çekilmesini öngören bir düzenleme anlamına geliyor.
Uluslararası hukukun bir diğer boyutu, güvenlik ve barış gücü meselesiyle ilgili. Trump’ın planında, Gazze’de güvenlik boşluğu oluşmaması için Uluslararası İstikrar Gücü (International Stabilization Force) adıyla bir barış gücünün konuşlandırılması öngörülüyor. Bu güç, Birleşmiş Milletler güvencesiyle ya da uluslararası bir koalisyon marifetiyle kurulabilir; henüz hangi ülkelerin katkı yapacağı netleşmiş değil. Beyaz Saray temsilcileri, bazı ülkelere davetlerin iletildiğini ancak kuvvet taahhüdü konusunda çekinceler olduğunu belirtti. Askeri güç oluşturulana dek, Gazze’de güvenlik esas olarak “gözden geçirilmiş” bir Filistin polis gücüne emanet edilecek. Halihazırda Filistin Yönetimi’ne bağlı yüzlerce polis memurunun Mısır ve Katar’ın himayesinde eğitimden geçirildiği, yeniden güvenlik sorumluluğu üstlenmeye hazırlandığı bildiriliyor. Böylece Hamas’ın güvenlik birimlerinin yerini bu tarafsızlaştırılmış Filistin polisi alacak. Hukuki açıdan, bu planın başarılı olması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de devreye girerek bir çerçeve çizmesi gerekebilir. Zira yabancı askerlerin Gazze’ye konuşlanması veya uluslararası fonların işletilmesi konularında BM kararları ve gözetimi, meşruiyet ve sürdürülebilirlik açısından önem taşıyor. Henüz bir BM kararı alınmamış olsa da, diplomatik kaynaklar ABD’nin yakın gelecekte bir “Barış Konseyi” veya “Barış Kurulu” oluşturulacağını duyuracağını belirtiyor. Bu kurulun, Ortadoğu ve Avrupa’dan bazı devlet başkanlarının katılımıyla Gazze barış planının uygulanmasını denetlemesi planlanıyor. Başkan Trump’ın bizzat bu kurulun başkanı sıfatını üstlenmesi, planın ne denli kişisel bir diplomatik misyon haline getirildiğini de gösteriyor.
Gazze’de kurulan yeni yönetimin uluslararası hukukla ilişkili bir diğer yönü, hesap verebilirlik ve adalet meseleleridir. Savaş süresince sivillere karşı işlenen fiiller nedeniyle uluslararası insan hakları kuruluşları ve bazı devletler, İsrail’e yönelik savaş suçu suçlamalarını dile getirdiler. Bu dönemde Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) de Filistin topraklarındaki durumu inceleme kapsamına aldı. Gazze’nin yeniden imarı kadar, geçmişte yaşanan yıkımın hukuki sonuçlarının da ele alınması kalıcı barış için kritik olabilir. AfrikaHaberleri.com’a konuşan bazı uzmanlar, kalıcı barışın ancak adaletle taçlanabileceğini, aksi halde intikam ve güvensizlik duygularının bölgedeki radikalizmi körükleyebileceğini ifade ediyor. Ancak teknokrat komitenin mandası bu hukuki hesaplaşmayı içermiyor; komite daha ziyade pragmatik bir şekilde geleceğe odaklanmak durumunda. Dolayısıyla, savaşın hukuki boyutu ayrı bir zeminde (örneğin uluslararası soruşturmalarla) ilerlerken, komite acil insani ve idari ihtiyaçlara yöneliyor.
Filistin İç Siyaseti ve Geçiş Sürecinin Zorlukları
Gazze’de yeni teknokrat yönetimin devreye girmesi, Filistin iç siyasetinde de önemli bir dönemeç anlamına geliyor. 2007’den bu yana Gazze’yi yöneten Hamas, ilk kez idari kontrolü fiilen başka bir yapıya bırakmayı kabul etti. Bu, Hamas’ın siyasi olarak güç kaybettiği anlamına gelmese de, halk nezdindeki sorumluluğun paylaşılması anlamında önemli. Hamas yetkilileri, “Gelecek yönetime doğrudan talip değiliz, direniş rolümüzü sürdürüp denetleyici olacağız” diyerek bunu açıkça dile getirdiler. Örgüt, Gazze’nin imarı ve halkın refahı için kenara çekilmeye istekli görünse de, silahlı kanadını ve askeri varlığını muhafaza ediyor. Nitekim ateşkes görüşmelerinde de Hamas’ın silah bırakmasının şart koşulamadığı, bunun ileriki pazarlıklara bırakıldığı biliniyor. Bu durum, geçiş sürecinin en çetin siyasi sınavlarından birini oluşturuyor: Bir yanda İsrail ve uluslararası toplum Hamas’ın silahsızlandırılmasını isterken, diğer yanda Hamas direniş gücünü garanti olarak elinde tutmak istiyor. Önümüzdeki dönemde bu konuda uzlaşma sağlanamazsa, komitenin otoritesinin Gazze’nin tamamına nüfuz etmesi zorlaşabilir.
Diğer tarafta, Batı Şeria merkezli Filistin Yönetimi (FKÖ/El Fetih) cephesi var. Başkan Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Yönetimi, uluslararası alanda Gazze dahil tüm Filistin topraklarının meşru otoritesi kabul edilse de, 2007’den beri Gazze üzerinde hükümranlık icra edemiyordu. Abbas yönetimi, bu teknokrat komiteyi Gazze’ye geri dönüş için bir fırsat olarak görüyor olabilir. Nitekim komitenin birçok üyesinin geçmişte Filistin Yönetimi’nde görev almış bürokratlardan seçilmesi, Ramallah yönetiminin dolaylı nüfuzuna işaret ediyor. Ali Shaath’ın bizzat Filistin Yönetimi’ndeki tecrübeleri de bu bağlamda önem taşıyor. Ancak Filistin halkı nezdinde Abbas yönetimine duyulan güvenin düşüklüğü, bu geçişi hassas kılıyor. Gazze halkı, yıllardır süren siyasi çekişmelerden bıkmış durumda ve teknokrat komitenin başarıya ulaşmasını istiyor. Eğer komite, Filistin Yönetimi’nin bir uzantısı gibi hareket eder ve siyasallaşırsa, Hamas yanlıları ve tarafsız Gazzeliler nezdinde desteğini yitirebilir. Bu nedenle Shaath ve ekibinin, tarafsız ve sadece halkın çıkarına odaklanan bir profil sergilemesi kritik önem taşıyor. Filistin iç siyasetindeki uzlaşıyı perçinlemek adına, önümüzdeki aylarda Fetih ve Hamas arasında daha kapsamlı milli birlik görüşmelerinin canlanması da beklenebilir. Uzmanlar, başarılı bir yeniden imar sürecinin, nihai olarak Filistin genelinde seçimlerin yapılabilmesi için uygun atmosferi yaratabileceğini dile getiriyor. Zira Gazze’nin enkazdan kurtulması ve istikrara kavuşması, uzun süredir ertelenen Filistin Devlet Başkanlığı ve Meclis seçimleri için de bir önkoşul olarak görülüyor.
Bölgesel Dengeler: Yeni İttifaklar ve Hesaplar
Gazze’deki geçiş sürecine dair formül, Orta Doğu’daki bölgesel güç dengelerini de yakından ilgilendiriyor. Yukarıda değindiğimiz gibi, Mısır-Katar-Türkiye iş birliği bölge politikasında dikkat çeken bir yakınlaşma sağladı. Bu üç ülkenin ortak paydası, Gazze’de istikrarın kendi ulusal güvenlik ve prestijleri açısından elzem oluşu. Bununla birlikte, diğer bölgesel aktörlerin pozisyonları da önem arz ediyor.
İsrail açısından durum ikircikli. Bir yandan, Hamas’ın idari kontrolü bırakması ve tarafsız bir yönetimin gelmesi İsrail’in güvenlik iddiaları açısından olumlu görülüyor. İsrail, uluslararası baskılar nedeniyle Gazze’de uzun vadeli bir askeri işgal görüntüsü vermek istemiyor. Nitekim Netanyahu hükümeti, teknokrat komitenin kuruluşuna sıcak baksa da, Hamas’ın elindeki son rehinelerin iadesi ve örgütün tamamen silahsızlanması şartlarını yinelemeye devam ediyor. Netanyahu, bu planın Hamas’ın elindeki cenazenin teslimi meselesini etkilemeyeceğini ve İsrail’in taleplerinin değişmediğini açıkladı. Yani İsrail tarafı, komiteyi bir çözüm adımı olarak kabul ederken, Hamas’a yönelik tavizsiz duruşunu sürdürüyor. Ayrıca İsrail iç siyasetinde bazı çevreler, Gazze’de Hamas yerine gelecek bir yönetimin yeterince güvenilir olup olmayacağını sorguluyor. Özellikle sertlik yanlısı kanat, uluslararası bir formülün İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarını gözetmeyebileceği endişesini taşıyor. Bu nedenle İsrail ordusu, şu an için Gazze’nin yaklaşık yarısında konuşlanmaya devam ediyor; bazı bölgelerde devriyelerini sürdürüp istihbarat operasyonları yapıyor. İsrail’in nihai çekilmesi, komitenin başarılı şekilde çalışmasına ve Hamas’ın askeri güç kullanımından kaçınmasına bağlı olacak. Eğer süreç rayında giderse, İsrail üçüncü aşamada (ileriki aylarda) tamamen çekileceğini beyan ediyor. Aksi halde, yani roket saldırıları veya silahlı eylemler yeniden başlarsa, ateşkesin çökme riski bulunuyor.
İran ve bölgedeki direniş ekseni ülkeleri (Suriye, Hizbullah vb.) ise Gazze’deki bu yeni düzenlemeyi temkinli izliyor. İran, Hamas’ın önemli destekçilerinden biri olarak, Filistin direnişinin silahsızlandırılmasına yönelik her adımı stratejik kayıp gözüyle değerlendiriyor. Her ne kadar Hamas, teknokrat komiteyi onaylasa da, İran’ın bu süreçten rahatsız olabileceği ve Hamas’a silah bırakmama konusunda telkinlerde bulunabileceği konuşuluyor. Bölgesel güç rekabeti bağlamında İran, Gazze’nin yeniden imarının engellenmesi gibi bir tutum almaz, ancak ABD güdümünde ve Türkiye-Katar desteğinde bir barış planının başarı kazanmasının kendi nüfuzunu azaltacağının farkında. Bu nedenle Tahran’ın, en azından perde arkasında, Hamas üzerindeki etkisini süreci kendi çıkarlarına göre şekillendirmek için kullanması beklenebilir. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez’in diğer güçlü oyuncuları da sürece doğrudan müdahil olmasalar bile yakından ilgileniyor. Suudi Arabistan’ın İsrail’le normalleşme görüşmeleri, 2023 savaşıyla rafa kalkmıştı; Riyad şimdi Gazze’de sükunetin sağlanmasıyla yeniden bu stratejik hedefe dönmenin hesaplarını yapabilir. BAE ise uzun zamandır Gazze’ye mesafeli duruyor; ancak Filistin Yönetimi’nin güç kazanacağı bir senaryoya destek verebilir. Bu ülkelerin, yeniden imar fonuna mali katkı sağlayarak dolaylı biçimde rol üstlenmeleri bekleniyor.
Son olarak, uluslararası toplum ve Avrupa boyutuna değinirsek: Avrupa Birliği, Gazze’de iki devletli çözümü canlandıracak her adımı destekleyeceğini açıkladı. AB temsilcileri, teknokrat komiteyle iş birliği içinde sahada insani yardım ve altyapı desteğine hazır olduklarını belirtiyor. Örneğin, elektrik ve su altyapısının yeniden kurulması için AB finansmanı sağlanması gündemde. Ayrıca Birleşmiş Milletler organları (UNRWA başta olmak üzere) bu geçiş sürecinde kritik rol oynayacak. BM, mülteci kamplarındaki hizmetlerin aksamaması ve yeni yönetimin kapasitesinin güçlendirilmesi için koordinasyon içinde. Uluslararası meşruiyet açısından, Gazze’deki teknokrat komitenin başarısı, belki de ileride Filistin’in tam anlamıyla birleşmesi ve bağımsızlığını kazanması yönünde atılmış bir adıma dönüşebilir. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri dahil birçok uluslararası aktör, bu girişimi destekleyici açıklamalarda bulundu. Ancak herkesin hemfikir olduğu nokta, sürecin en kırılgan noktasının güvenlik boyutu olduğudur – yani Hamas’ın silahları ve İsrail’in askeri varlığı meselesi çözülmeden, tam bir normalleşmeden söz etmek zor.
Fırsatlar ve Riskler
Gazze’de savaş sonrasındaki bu teknokrat komite deneyimi, hem Filistin iç barışını hem de bölgesel istikrarı ilgilendiren büyük bir deney olarak görülüyor. Ali Abdel Hamid Shaath liderliğindeki komite, şu anda Gazze halkının umutlarını sırtlamış durumda. Bir yanda harap olmuş şehirleri onarma, insanların en temel ihtiyaçlarını karşılama sorumluluğu, diğer yanda farklı çıkarları olan aktörler arasında denge tutturma zorunluluğu var.
Bu model başarıya ulaşırsa, Gazze’nin idaresinde yıllardır süren çıkmaz kırılabilir. Filistin’in iki yakası arasındaki bağlar yeniden tesis edilip ulusal birlik yoluna girilebilir. Bölge ülkelerinin koordinasyonu devam ederse, Ortadoğu’da yeni bir iş birliği dinamiği filizlenebilir. Gazze halkı için de yıkım döngüsünden çıkıp normal bir hayata dönme umudu gerçek olabilir. Mısır, Katar ve Türkiye gibi aktörler itibar kazanırken, ABD de Trump planıyla diplomatik bir zafer elde etmiş olacak.
Ancak riskler de küçümsenemez. Silahsızlanma ve güvenlik meselesi halen çözülmeyi bekliyor. Hamas’ın elindeki roketler ve yeraltı tünelleri gibi kapasiteyi nasıl bırakacağı belirsiz; İsrail’in tam çekilmesinin bu şarta bağlı olması süreçte kilit nokta. Eğer bu konu çözülemez ve tekrar şiddet patlak verirse, komitenin çalışmaları sekteye uğrayabilir. Aynı şekilde, uluslararası taahhüt edilen yardımların gelmemesi veya bürokrasiye takılması durumunda, Gazze’de beklenen toparlanma gerçekleşmeyebilir. Bu da halkın hayal kırıklığı ve öfkesine yol açarak radikal unsurları yeniden güçlendirebilir.
Uluslararası hukuk ve adalet boyutu da uzun vadede önemini koruyor: Savaşta yaşananların hesabının sorulması, mağdurların adalet duygusunun tatmin edilmesi gerekiyor ki kalıcı barış mümkün olsun. Bu noktada teknokrat komite değilse bile Filistin yönetimi ve uluslararası toplum sorumluluk almalı.
AfrikaHaberleri.com perspektifinden bakarsak, Gazze’de kurulan bu teknokrat komite, Afrika ve Orta Doğu’daki geçiş süreçleri için de bir emsal teşkil edebilir. Uzmanlar, benzer yönetim modellerinin iç savaş yaşamış diğer bölgelerde de uygulanabileceğini, ancak bunun için yerel aktörlerin rızası ve bölgesel mutabakatın şart olduğunu vurguluyor. Gazze örneğinde, tüm zorluklarına rağmen böylesi bir mutabakatın oluşmuş olması, diplomasinin zor zamanlarda hâlâ sonuç verebildiğini göstermesi açısından umut verici.
Sonuç itibarıyla, Gazze’nin teknokrat komite yönetimi altındaki geçiş dönemi hem diplomatik-siyasi açıdan hem de insani-teknik açıdan yakından izlenmesi gereken bir süreçtir. Ali Abdel Hamid Shaath ve ekibinin önünde çetin bir yol olsa da, Gazze’nin yeniden doğuşu için belki de uzun yıllardır ilk kez gerçek bir fırsat belirmiş durumda. Bu fırsatın değerlendirilebilmesi, sözü edilen tüm aktörlerin ve halkın sabır, kararlılık ve iş birliği ile hareket etmesine bağlı olacak. Gazze’nin kaderini değiştirebilecek bu girişim, başarıya ulaştığı takdirde yalnız Filistin’de değil, tüm bölgede barış ve istikrar yönünde yeni bir sayfa açabilir.