43.66
  
51.35
  
0.00
  
102.66

Afrika’da Borç Şeffaflığı ve Gizli Borç Sorunu

Afrika’da Borç Şeffaflığı ve Gizli Borç Sorunu

Afrika’da Borç Şeffaflığı ve Gizli Borç Sorunu: IMF, Dünya Bankası, UNCTAD Perspektifleri ve Mozambik Örneği, IMF Program Raporları ve "Gerçek Borç" Tespiti

IMF’nin ülke ekonomilerine dair Madde IV konsültasyonları ve program müzakereleri, kamu borçlarının gerçek boyutunun ortaya çıkarılmasında kritik rol oynuyor. Birçok gelişmekte olan ülke, resmi istatistiklerinde eksik veya gizlenmiş borçlar nedeniyle gerçekte olduğundan daha düşük borç düzeyleri bildirmektedir. Nitekim yakın tarihli kapsamlı bir çalışma, kamu borcu istatistiklerinin sistematik biçimde eksik raporlandığını, borcun iyi dönemlerde biriktiğini ancak gizli borçların genellikle IMF programları sırasında veya temerrüt yaşandığında gün yüzüne çıktığını ortaya koyuyor. Başka bir deyişle, IMF denetimleri ve finansal krizler, uzun süre gizli kalmış borçların itiraf edilmesini tetikleyebiliyor. IMF yetkilileri de sürdürülebilir büyüme için ülkelerin gizli borçlarını tamamen hesaplarına katmaları gerektiğini vurguluyor.

Gizli borçların sonradan ortaya çıkması, ülkenin borç göstergelerinde ani sıçramalara yol açarak güvenilirliği zedeliyor. Örneğin, Kongo Cumhuriyeti’nde 2017’de IMF değerlendirmesi, daha önce açıklanmayan kredilerin varlığını ortaya koymuş ve ülkenin kamu borcunun düşünüldüğünden çok daha yüksek olduğunu göstermiştir. IMF, Mart 2017’de Kongo’nun borcunu GSYİH’nin %77’si düzeyinde öngörürken, Ekim 2017’de gizli borçlar ortaya çıktıktan sonra gerçek borç yükünün %110’a (9,1 milyar $) ulaştığını raporlamıştır. Bu artışın önemli bir kısmı, petrol gelirleriyle teminatlandırılmış ve daha önce açıklanmamış dış kredilerden kaynaklanıyordu. Benzer şekilde, Mozambik’te 2016 yılında patlak veren “gizli borç” skandalı, IMF programı sürecinde hükümetin daha önce bildirmediği yüklü borçların itiraf edilmesiyle başladı. Mozambik hükümeti o güne dek 1,1 milyar $ tutarında dış borcu – yaklaşık GSYİH’sinin %9’una denk gelen, devlet garantili kredileri – IMF’ye bildirmemiş olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Bu ifşaat üzerine IMF, Mozambik ile yürütülen programı askıya almış; benzer şekilde yabancı donörler de desteği kestikleri için ülke derin bir krize sürüklenmiştir. Sonuçta, kamu maliyesinin gerçek durumunu yansıtmayan eksik beyanlar, hem IMF’nin hem de yatırımcıların gözünde ülkeye duyulan güveni sarsarak ekonomik istikrarı tehdit etmektedir.

IMF, bu tür vakalardan çıkardığı derslerle, borç şeffaflığını program koşullarının merkezine koymaya başlamıştır. Örneğin, IMF finansman desteği almak isteyen ülkelerden, sadece merkezi yönetim borçlarını değil kamu iktisadi teşebbüsleri, yerel yönetimler ve garantili borçlar gibi tüm yükümlülüklerini tam olarak açıklamalarını talep ediyor. Nitekim IMF uzmanları, borç krizlerine her zaman sadece borcun büyüklüğünün değil, hesaplarda görünmeyen koşullu yükümlülüklerin de neden olduğunu vurgulamaktadır. Devlet garantili şirket borçları, alt-ulusal yönetimlerin borçları veya bankacılık sektörüne ait riskler uzun süre kayıt dışında kalırsa, bunlar kriz anında kamu borcuna dönüşerek borç yükünde ani “patlamalara” yol açabiliyor. IMF’nin Mart 2022’de yayınlanan “Shining a Light on Debt” (Borçlara Işık Tutmak) başlıklı değerlendirmesinde de, 2000’lerin ortasına dek devam eden yüksek emtia fiyatları döneminde birçok gelişmekte olan ekonominin Paris Kulübü dışındaki kreditörlerden – özellikle Çin’den – yoğun biçimde borçlandığı ve bu borçların büyük bir kısmının büyük veri tabanlarına kaydedilmediği belirtilmiştir. Sonuç olarak, borcun gerçek kapsamı hakkındaki belirsizlik, kriz çözümünü rayından çıkaran veya geciktiren başlıca etkenlerden biri olarak görülmektedir. IMF, bu sorunları gidermek amacıyla G20 çerçevesinde kurulan Ortak Çerçeve’nin işlerlik kazanması, tüm kreditörlerin ve borçlu ülkelerin borç verilerini tam açıklaması ve borç sözleşmelerindeki gizlilik hükümlerinin şeffaflaştırılması yönünde çağrılar yapmaktadır.

Dünya Bankası: Borç Verileri ve Metodolojisi

Küresel borç stokuna ilişkin verilerin derlenmesi ve yayınlanmasında Dünya Bankası önemli bir rol oynar. Dünya Bankası’nın Uluslararası Borç İstatistikleri (IDS) veritabanı, gelişmekte olan ülkelerin dış borç verilerini ülkelerin bildirimlerine dayanarak 50 yılı aşkın süredir toplayarak araştırmacılara sunmaktadır. Ancak, ülkelerin bildirimlerindeki eksikler veya tutarsızlıklar nedeniyle, resmi borç rakamları gerçeği yansıtmayabilir. Dünya Bankası uzmanları, farklı kaynaklarda açıklanan borç verilerinin, ülkelerin kendi kayıtlarına kıyasla GSYİH’nin %30’una varan sapmalar gösterebildiğini tespit etmiştir. Yani bir ülkenin çeşitli raporlarda belirtilen borç düzeyi ile ulusal makamların kayıtları arasında çok büyük farklar olabilmektedir. Bu tutarsızlıklar, borç tanımlarındaki kapsam farklılıklarından (merkezi yönetim vs. genel kamu sektörü borcu gibi) veya kimi borç kalemlerinin bildirilmeyip “örtük” kalmasından ileri gelmektedir.

Dünya Bankası, borç verilerindeki bu şeffaflık açığını gidermek üzere son yıllarda çeşitli inisiyatifler başlatmıştır. 2021 tarihli kapsamlı “Gelişmekte Olan Ekonomilerde Borç Şeffaflığı” raporunda, gelişen ülkelerde borç raporlamasındaki sorunlar ve çözüm önerileri ele alınmıştır. Bu rapora göre, düşük gelirli ülkelerin borç istatistiklerinde ciddi sınırlamalar mevcuttur ve borç verilerindeki eksik raporlama giderek daha fazla kabul görmektedir. Nitekim IMF-Dünya Bankası’nın 2021’de yayımladığı Düşük Gelirli Ülkeler Borç Sürdürülebilirliği Değerlendirmesi, düşük gelirli ülkelerin %44’ünün dış borç sıkıntısı riski altında olduğunu, bunların %12’sinin ise halihazırda temerrüt riski içinde bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, borç verilerinin doğru ve tam olmasının kritik önemini vurgulamaktadır.

Veri tutarsızlıklarını azaltmak adına Dünya Bankası Borç Raporlama Isı Haritası gibi araçlar geliştirildi. Bu değerlendirme, düşük gelirli (IDA) ülkelerin borç istatistiklerini ne ölçüde zamanlı ve kapsamlı yayınladığını takip etmektedir. 2021 yılı itibarıyla bu ısı haritası, birçok ülkenin asgari veri açıklama standartlarını karşılamadığını gösterdi. Özellikle Sahra Altı Afrika ve küçük devletlerde kamu borcu verilerinin sistematik olarak yayınlanmadığı veya güncellenmediği dikkat çekiyor. 2019-2020 değerlendirmelerine göre düşük gelirli ülkelerin yaklaşık %40’ı metodolojik olarak tanımlanan asgari borç verisi açıklama standartlarını karşılayamamış; bu ülkeler ya hiç borç verisi yayımlamamış ya da mevcut verileri iki yılı aşkın süredir güncellenmemiş durumdadır. Üstelik verilerin yayınlandığı durumlarda dahi kapsam sorunları vardır: Borç verisi yayınlayan 46 düşük gelirli ülkenin %60’ında, standart borçlanma araçlarının tamamı (örneğin krediler, garantiler veya tahviller) istatistiklere dahil edilmemiştir. Bu ülkelerin %40’ı, bu borç enstrümanlarından en az birini eksik raporlamakta; 15’ten fazla ülkede ise ödenmemiş teminatlı borçlar bulunmasına rağmen bunların detayları resmi istatistiklerde yer almamaktadır. Bu bulgular, bazı ülkelerin önemli borç yükümlülüklerini kayıt dışı bırakabildiğini ve uluslararası veri tabanlarının kapsamının sınırlı kalabildiğini ortaya koymaktadır. Dünya Bankası raporu, borç verilerinin ancak tüm kamu kesimini (merkezi ve yerel yönetimler, kamu şirketleri ve garantileri) kapsayacak şekilde raporlanmasıyla gerçek borç durumunun anlaşılabileceğini vurgulamaktadır.

Dünya Bankası ve IMF, bu sorunlara çözüm için Borç Şeffaflığı İlkeleri geliştirmekte ve ülkelere teknik destek sağlamaktadır. IMF, program tasarımlarında borç şeffaflığını giderek daha fazla öne çıkarıyor; örneğin borç verilerinin doğruluğunu denetlemek için üçüncü taraf denetimleri, borç envanterinin kapsamlı şekilde açıklanması gibi şartları uyguluyor. Dünya Bankası ise Borç Yönetimi Kolaylığı (Debt Management Facility) ve Afrika Borç Monitörü gibi girişimlerle ülkelerin borç kayıt sistemlerini güçlendirmeye çalışıyor. Bu sayede, borç raporlamasında kapasiteyi artırarak hem küresel veri setlerinin güvenilirliğini yükseltmek hem de ülkelerin kendi borçlarını daha etkin yönetmesine yardımcı olmak hedefleniyor.

UNCTAD’ın Perspektifi: Küresel Borç Manzarası ve Afrika

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) ise borç sorununa geniş açıdan bakarak, özellikle gelişmekte olan ülkeler ve Afrika kıtası üzerindeki etkilerine dair kapsamlı analizler sunmaktadır. UNCTAD’ın “A World of Debt” (Borç Dolu Bir Dünya) başlıklı 2024 ve 2025 raporları, küresel borç dinamiklerinin endişe verici bir noktaya ulaştığını göstermektedir. 2024 itibarıyla küresel kamu borcu 102 trilyon $ ile rekor seviyeye çıkmıştır. Bu borcun üçte birinden azı (yaklaşık 31 trilyon $) gelişmekte olan ülkelere ait olmakla birlikte, 2010’dan bu yana gelişen ülkelerin borç stoku gelişmiş ekonomilere kıyasla iki kat daha hızlı büyümüştür. Borçlanma maliyetleri açısından da büyük bir eşitsizlik söz konusudur: Gelişmekte olan bölgeler, COVID-19 sonrası dönemde uluslararası piyasalardan ABD Hazine faizinin 2-4 katı gibi yüksek oranlarla borçlanmak zorunda kalmışlardır. Bu da söz konusu ülkelerin borç servis yükünü ağırlaştırmakta ve kalkınma için gerekli yatırımları finanse etmelerini zorlaştırmaktadır. Nitekim 2023 yılında gelişmekte olan ülkeler, dış kreditörlerine aldıklarından 25 milyar $ daha fazla borç servisi ödemesi yapmışlar ve art arda ikinci yıl net kaynak çıkışı yaşamışlardır.

Borçların geri ödenmesi için artan kaynak ihtiyacı, kamu bütçelerinde kritik hizmetlere ayrılabilecek payın daralması anlamına geliyor. Gelişmekte olan ülkelerin kamu borcuna ilişkin net faiz ödemeleri 2024 yılında 921 milyar $’a ulaşarak bir önceki yıla göre %10 artmıştır. Dahası, rekor sayıda 61 ülke, hükümet gelirlerinin %10’undan fazlasını faiz ödemelerine ayırmak zorunda kalmaktadır. Bu göstergeler, yüksek borç maliyetlerinin eğitim, sağlık gibi temel kamu harcamalarını gölgelediğini ortaya koyuyor. UNCTAD verilerine göre toplam 3,4 milyar insan, hükümetlerinin faiz ödemelerine sağlığa veya eğitime yaptıklarından daha fazla harcama yaptığı ülkelerde yaşamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin, borç servisi ile halkına hizmet götürme ikilemi arasında bırakılmaması gerektiğini belirten UNCTAD, mevcut uluslararası finans mimarisinin acilen reforme edilmesi çağrısında bulunmaktadır. Bu kapsamda, daha kapsayıcı ve kalkınma odaklı bir küresel finansal sistem, kriz zamanlarında likidite erişimini artıracak mekanizmalar ve borç sorunları için etkin bir küresel yeniden yapılandırma sistemi oluşturulması gibi başlıklar gündeme getirilmektedir.

Afrika özelinde bakıldığında, kıtanın borç sorunu küresel ortalama içinde küçük bir paya sahip olsa da (Afrika, küresel kamu borcunun %2’sini taşıyor), borcun toplumsal maliyeti en ağır burada hissediliyor. UNCTAD’ın 2024 raporu, 2021-2023 yılları arasında Afrika ülkelerinin kişi başına 70 $ faiz ödemesi yaptığını, buna karşılık eğitim harcamalarının kişi başı 63 $ ve sağlık harcamalarının 44 $ seviyesinde kaldığını ortaya koyuyor. Yani borç yükü, insanların eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarına harcanabilecek kaynakları aşındırmış durumda. IMF verilerine göre de Afrika genelinde 25’i aşkın ülke halihazırda borç sıkıntısı içinde veya yüksek risk altında bulunuyor. Birçok Afrika devleti, faiz ödemelerine bütçede savunma veya altyapıdan daha fazla pay ayırmak zorunda kalırken, borç krizleri kazanılmış kalkınma başarılarını tersine çevirme riski doğuruyor. Bu koşullar altında Afrika ülkeleri, borç sorununun kalkınma hedeflerini rayından çıkarmaması için uluslararası düzeyde güçlü bir ses yükseltiyor.

Mayıs 2023’te Togo’nun Lomé kentinde düzenlenen Afrika Birliği Borç Konferansı bu çabanın bir parçasıydı. Afrikalı liderler ve uzmanlar burada borç sürdürülebilirliği için somut reform önerileri sundular. Togo Cumhurbaşkanı Faure Gnassingbé, “Sürdürülebilir borç kavramını yeniden düşünmeliyiz. Birçok Afrika ülkesi, borç servisi öderken aynı anda sağlık, eğitim ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor” diyerek durumu özetledi. Toplantıda, borç yönetiminde şeffaflığın artırılması, ulusal kalkınma hedefleriyle uyumlu bir borçlanma stratejisi izlenmesi konularının altı çizildi. Afrika ülkeleri ayrıca, dağınık ve bireysel borç müzakereleri yerine birlik içinde ortak bir duruş sergileme kararı aldılar. Afrika Birliği, G20 platformunda tam üyelik statüsünü kullanarak ortak bir Afrika Borç Pozisyonu benimseme yönünde adım attı. Bu girişim, kıtanın borç yeniden yapılandırma süreçlerinde daha güçlü pazarlık gücü elde etmesini ve borç yönetiminde ortak ilkeler geliştirmesini amaçlıyor. Tüm bu çabaların odağında ise borç sorununun Afrika’nın kalkınma vizyonu olan Agenda 2063 hedeflerini sekteye uğratmasını önlemek var. Borç servisinin getirdiği yükün hafiflemesi durumunda, Afrika ülkelerinin altyapı, sanayileşme, eğitim ve iklim dirençliliği gibi alanlara daha fazla yatırım yapabileceği ve böylece sürdürülebilir kalkınma patikasına dönebileceği umuluyor.

Afrika’da Borç Şeffaflığı: Mevcut Durum ve Girişimler

Afrika ülkelerinde borç şeffaflığının durumu, genel olarak iyileşmekle birlikte halen arzu edilen seviyenin gerisindedir. Afrika Odaklı borç şeffaflığı raporları, kıta genelinde borç verisi kalitesinin yetersiz kaldığını göstermektedir. Örneğin, Afrika’da kamu borç yönetimi alanında hükümetlerle çalışan bir inisiyatif olan CABRI’nin (Afrika Bütçe Reformu Girişimi) oluşturduğu Afrika Borç Monitörü, birçok ülkede borç kayıt sistemlerinin kapsamlı olmadığını ortaya koydu. CABRI’nin 2022 analizine göre, ankete katılan 23 Afrika ülkesinden sadece 10’u tüm kamu borcunu (merkezi yönetim, yerel yönetimler, devlet garantileri vb. dahil) resmi borç kayıt sistemine eksiksiz işlediğini beyan etmiştir. Geri kalan ülkelerde ise özellikle iç borçlar, devlet kuruluşlarının borçları veya türev finansal araçlar gibi bazı borç kalemlerinin kurumların Borç Kayıt ve Yönetim Sistemleri dışında tutulduğu belirtilmektedir. Bu durum, ülke içinde dahi karar alıcıların gerçek borç yükümlülüklerini tam olarak görememesine yol açarak hesap verebilirliği zayıflatıyor. Nitekim şeffaflığın düşük olması, kamu borcunun gerçek boyutunu gizleyerek risklerin zamanında tespit edilmesini geciktirmekte; bu da borç krizlerinin geç fark edilip daha karmaşık ve maliyetli hale gelmesiyle sonuçlanmaktadır.

Afrika özelinde bir diğer sorun da, mevcut borç bilgileri denetlense bile bu denetim sonuçlarının kamuoyuna açıklanmaması. CABRI’nin çalışmasına göre ankete katılan ülkelerin %91’i dış denetime tabi borç hesaplarına sahipken, bunların yalnızca %65’i denetim bulgularını yayınlamaktadır. Denetim raporlarının tavsiyelerinin ne oranda hayata geçirildiği de belirsizdir. Bu tablo, Afrika’da borç şeffaflığı ve hesap verebilirlik hedefinin halen “devam eden bir iş” olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, son yıllarda bazı olumlu gelişmeler de yaşanmıştır. Birkaç Afrika ülkesi, kamu borç verilerini düzenli aralıklarla yayınlamaya başlamış, borç yönetimi konusunda yasal çerçevelerini güçlendirmiştir. Uluslararası inisiyatifler de Afrika’da borç şeffaflığını teşvik etmektedir: Dünya Bankası’nın Borçlanma ve Mali Riskler Araç Kiti ve IMF’nin teknik destek programları, ülkelere borç verilerinin izlenmesi ve raporlanmasında yardımcı oluyor. Ayrıca sivil toplum kuruluşları ve araştırma merkezleri, Afrika Borç Veri Portalları kurarak kamuya açık veri setleri sunmaya başladılar. Örneğin Debt Justice (Eski Jubilee Debt Campaign) gibi kuruluşlar, Afrika ülkelerinin borç bilgilerini derleyip kamuoyuyla paylaşarak şeffaflığa katkı sağlıyor.

Borç şeffaflığının artırılması, sadece ulusal düzeyde değil, aynı zamanda alacaklı tarafında da sorumluluk gerektiriyor. Çin, özel kreditörler ve ticari bankalar gibi geleneksel olmayan kreditörlerin sağladığı kredilerin şartları çoğu zaman kamuoyuna açıklanmıyor. Birçok Afrika ülkesi, altyapı finansmanı için son yıllarda Çin’den büyük krediler aldı; ancak bu anlaşmaların bir kısmında gizlilik maddeleri bulunduğu, teminat olarak doğal kaynakların gösterildiği ve borç yeniden yapılandırma süreçlerinde zorluk çıkabildiği biliniyor. Örneğin Zambiya’nın ve Angola’nın Çin’e karşı kredi sözleşmelerinde veya petrol gelirine endeksli borçlanmalarda, kamuya açıklanmayan hükümler olduğu medyada sıkça tartışılmıştır. Bu durum, borç krizine giren bir ülkenin tüm alacaklılarla eşit ve şeffaf bir pazarlık yürütmesini güçleştirmektedir. Dolayısıyla borç şeffaflığı alanındaki reformlar, yalnız borçlu ülkelere değil, alacaklılara da veri açıklama yükümlülükleri getirecek şekilde tasarlanmalıdır. UNCTAD ve IMF yetkilileri, kredi anlaşmalarında faiz, vade gibi klasik koşulların ötesinde teminat, çapraz temerrüt, gizlilik klozları gibi kritik hükümlerin de açıklanması çağrısında bulunmaktadır. Alacaklı ve borçlu tarafların ortak adım atmaması halinde, borç sorununda bilgi asimetrisinin devam edeceği ve güven bunalımının derinleşeceği uyarısı yapılmaktadır.

Mozambik’in “Gizli Borç” Skandalı: Dersler ve Sonuçlar

Mozambik’in gizli borç skandalı, borç şeffaflığının eksikliğinin yol açabileceği yıkıcı sonuçlara çarpıcı bir örnektir. Olay, 2013 yılında Mozambikli yetkililerin, kamuoyu ve parlamentodan habersiz bir şekilde, devlet tarafından garantilenmiş yaklaşık 2 milyar $ tutarında dış kredi anlaşması yapmalarıyla başladı. Bu krediler, kağıt üzerinde balıkçılık filoları ve kıyı güvenliği projeleri için alınmış gösterilse de, gerçekte büyük bir yolsuzluk planının parçasıydı. Kredilerin önemli bir kısmı yolsuzluk amacıyla zimmete geçirildi ve projeler ya hiç gerçekleştirilmedi ya da gerçek değerinin çok altında bir finansman sağlandı. 2016 yılında ise bu gizli borçların varlığı uluslararası finans çevrelerince keşfedildi.

Borçların İfşası: Nisan 2016’da IMF, Mozambik hükümetinin daha önce bildirmediği, devlet garantisi verilmiş büyük dış krediler olduğunu öğrendiğini duyurdu. Baskılar sonucunda Mozambik Maliye Bakanı, yaklaşık 1,35 milyar $ tutarındaki bu bildirilmemiş borçları IMF’ye itiraf etti. Bu meblağ, daha önce uluslararası yatırımcılara sunulan belgelere göre ülkenin toplam dış borcunu 9,64 milyar $ düzeyine çıkararak Mozambik’i borç sürdürülebilirliği sınırının neredeyse aşıldığı bir duruma getirdi. Ayrıca ifşa edilen tutar, Mozambik’in ünlü “Tunus Balığı Tahvili” (850 milyon $) dışında kalan ve kamuoyunca bilinmeyen kredileri kapsıyordu.

Sonuçlar ve Yaptırımlar: Gizli borçların açığa çıkmasıyla birlikte IMF, Mozambik ile devam eden programını derhal askıya aldı; ülkeye yapılan uluslararası kalkınma yardımları durduruldu. Yatırımcı güveni sarsıldı ve Mozambik para birimi metical hızla değer kaybetti. Ülke ekonomisi, 2016 öncesi yıllarda %7’lere varan büyüme oranlarından, bu skandalın ardından %3’lere gerileyen bir durgunluğa sürüklendi. Hükümet, bütçe açığını dizginlemek için kamu harcamalarında sert kemer sıkma önlemleri uygulamak zorunda kaldı; özellikle sosyal harcamalar kısıldı. Sonuçta en büyük bedeli yoksul Mozambik halkı ödedi – artan enflasyon ve kesilen kamu hizmetleri nedeniyle yoksulluk derinleşti. Gizli borçların patlak vermesinden sonra ülkenin kamu borcu temerrüt riski yüksek kategoriye düştü ve yıllarca uluslararası piyasalardan izole oldu.

Araştırmaların Ortaya Koyduğu Tablo: Mozambik skandalı üzerine yapılan akademik ve kurumsal araştırmalar, bu gizli borcun ülkeye maliyetini detaylı bir şekilde hesapladı. Bağımsız bir çalışma, 2 milyar $’lık gizli ve yolsuz kredi anlaşmasının Mozambik’e toplamda 11 milyar $’a varan bir ekonomik zarar verdiğini ortaya koymuştur. Bu rakam, 2016 yılı itibarıyla Mozambik’in GSYİH’sine yakın bir büyüklüğü ifade etmektedir. Zarar kalemleri içinde, doğrudan kredi anapara ve faiz yükünün yanı sıra kesilen bütçe destekleri, azalan yatırım ve büyüme, yükselen borçlanma maliyetleri ve itibar kaybı nedeniyle ödenen primler bulunmaktadır. Skandalın 2016-2019 arasında 2 milyon fazladan kişinin yoksulluğa düşmesine yol açtığı tahmin edilmiştir. Bu bulgular, gizli borçların bir ülke ekonomisine ve toplumuna ne kadar yıkıcı etkiler bırakabileceğini göstermektedir. Nitekim Mozambik örneği, borç krizlerinin sadece makroekonomik bir sorun olmayıp, aynı zamanda toplumsal refah krizine dönüşebileceğinin altını çizmiştir.

Mozambik olayı sonrasında, uluslararası camia borç şeffaflığını artırmak için bazı adımlar attı. IMF, Mozambik’e yeniden finansman sağlamak için 2019’da yeniden masaya oturduğunda, önce bağımsız bir forenzik denetim şart koştu. Bu denetim raporu, söz konusu kredilerin nasıl saklandığını ve kimlerin sorumlu olduğunu belgeleyerek geleceğe dönük şeffaflık önlemleri için zemin hazırladı. Aynı zamanda, krediyi sağlayan yabancı bankalar ve aracılar hakkında da hukuki süreçler başlatıldı. İsviçre merkezli Credit Suisse bankasının çalışanları ve Mozambikli yetkililer yargılandı; bankaya yüksek para cezaları kesildi. 2023 yılında Birleşik Krallık’ta görülen bir dava sonucunda, söz konusu bankanın Mozambik devletine tazminat ödemesi yönünde kararlar alındı. Bu gelişmeler, küresel finans sisteminin aktörlerine de kamu borçlarında şeffaflık ve durum tespiti (due diligence) sorumluluğu düştüğünü ortaya koymuştur.

Geleceğe Bakış: Risk Altındaki Potansiyel Ülkeler

Mozambik ve Kongo gibi örnekler, gizli borçların er ya da geç ortaya çıktığını ancak bunun genellikle ülkeyi kriz eşiğine getirdiğini gösteriyor. Peki bugün açıkça borç sorunu yokmuş gibi görünen ama benzer tehlikeler barındırabilecek ülkeler var mı? Uzmanlar, kurumsal kapasitesi zayıf, borç yönetimi şeffaflığı düşük ülkelerin bu açıdan en kırılgan grup olduğunu belirtiyor. Yapılan araştırmalar da, borç verilerinin eksik raporlanması olgusunun kurumsal yapısı zayıf ülkelerde daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Bu demektir ki yönetişim kalitesi düşük, denetim ve denge mekanizmaları zayıf ülkelerde borçların gizlenmesi veya olduğundan az gösterilmesi riski daha yüksek.

Afrika kıtasında, son yıllarda Zambiya, Gana, Etiyopya, Kenya, Angola gibi ülkeler borç sürdürülebilirliği konusunda gündeme geldiler. Bu ülkelerin bazıları açık şekilde borç krizi yaşarken (örneğin Zambiya 2020’de temerrüde düştü, Gana 2022’de borçlarını yeniden yapılandırmaya gitti), bazıları ise yüksek borç seviyelerine rağmen henüz krize girmemiş durumda. Ancak borç verilerinin kapsamına ilişkin soru işaretleri sürüyor. Devlet işletmeleri aracılığıyla yoğun borçlanan veya doğal kaynak gelirlerini teminat göstererek kredi sağlayan ülkeler, potansiyel gizli borç riski taşıyor. Örneğin Angola ve Çad, geçmişte petrol gelirlerine dayalı kredi anlaşmaları nedeniyle borçlarının gerçek düzeyini eksik bildirmiş ülkeler arasında sayılabilir. Kongo Cumhuriyeti örneğinde görüldüğü gibi, petrol şirketlerinden veya emtia tacirlerinden alınan ve geri ödemesi petrol satışlarıyla garantilenmiş krediler, resmi borç rakamlarına tam yansımadığı için ileride borç göstergelerinde “ani patlamalara” yol açabiliyor. Benzer şekilde, Nijerya gibi büyük ekonomilerde dahi, devlet teşekkülleri veya merkez bankası kaynaklı örtülü borçlanmalar (örneğin yakıt sübvansiyonlarının finansmanı için yapılan avanslar) gerçek borç yükünü gizleyebiliyor. Bu tür ülkelerde ekonomik göstergeler ilk bakışta kontrol altında görünse bile, gizli yükümlülüklerin açığa çıkması dengeleri sarsabilir.

Sonuç olarak, borç krizleri konusunda tarihten çıkarılan en büyük ders, şeffaflık ve hesap verebilirlikten taviz verilmemesi gerektiğidir. Borcun gerçek seviyesini tespit edebilmek, erken uyarı sistemlerinin işlemesini ve gerekli önlemlerin zamanında alınmasını sağlar. Bugün için borç göstergeleri sürdürülebilir görünse bile, borç verilerinin kapsamı ve doğruluğu konusunda kuşkular varsa, o ekonominin risk primi gizliden gizliye yükselir. Nitekim uluslararası para ve kredi piyasaları, geçmişte borcunu gizlemiş ülkeleri daha yüksek faizlerle cezalandırmakta, alacaklılar bu ülkelere borç vermeye çekinmektedir. Bu da uzun vadede sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmayı zorlaştırır. Dolayısıyla borç şeffaflığını artırmaya yönelik çabalar – ister IMF ve Dünya Bankası gibi kurumların inisiyatifleriyle, ister Afrika Birliği gibi bölgesel aktörlerin kararlılığıyla olsun – küresel finansal istikrarın ve kalkınmanın temel bir unsuru olarak görülmelidir. Borcun saklanacak değil, yönetilecek bir olgu olduğu bilinciyle hareket eden ülkeler, hem kendi vatandaşlarını borç krizlerinin ağır bedellerinden koruyabilecek hem de uluslararası camiada güvenilirliklerini pekiştirerek daha sağlıklı bir ekonomik yol haritası çizebileceklerdir.

Kaynaklar: IMF, Dünya Bankası, UNCTAD raporları ve verileri; Afrika Borç Monitörü ve borç şeffaflığı analizleri; Mozambik “gizli borç” üzerine akademik çalışmalar ve ilgili haberler. Yukarıda sunulan veriler ve değerlendirmeler, bu kaynaklardan derlenmiştir ve ayrıntılı referanslar metin içerisinde belirtilmiştir.

Benzer Bloglar