ABD–İran Krizi Büyürken Türkiye Neden Masada Kalmak İstiyor?
Kahire, ABD ile İran’ı yeniden müzakere masasına oturtmak için temaslarını artırıyor
Mısır Dışişleri Bakanı Badr Abdelatty, bölgesel krizler karşısında askerî bir çözümün mümkün olmadığını bir kez daha vurgulayarak, bölgenin kaos ve istikrarsızlığa sürüklenmesinin önlenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Kahire, Amerika Birleşik Devletleri ile İran’ı yeniden müzakere masasına döndürmek amacıyla diplomatik temaslarını yoğunlaştırıyor.
Mısır Dışişleri Bakanı Abdelatty, cumartesi günü İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Mohammed bin Abdulrahman, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al-Busaidi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.
Görüşmelerin odağında, Orta Doğu’daki gelişmeler ve bölgede artan gerilimler yer aldı.
Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın Facebook sayfasında yayımlanan açıklamaya göre, bu diplomatik temasların amacı bölgede tansiyonun düşürülmesine katkı sağlamak.
Abdelatty, “Bölgede gerilimi azaltmaya ve sorunlara diplomasi ile diyalog yoluyla çözüm bulmaya yönelik çabaların artırılması zorunludur” ifadelerini kullandı.
Bakan, bölgenin karşı karşıya olduğu zorluklara askerî bir çözüm olmadığını ve Orta Doğu’nun güvensizlik ve istikrarsızlık sarmalına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.
Abdelatty ayrıca, ilgili tarafların yapıcı temaslarını sürdürmesi gerektiğini belirterek, karşılıklı saygı ve ortak çıkarlara dayalı, barışçıl ve uzlaşmacı bir çözüm için ABD ile İran’ın yeniden müzakere masasına dönmesinin hayati önem taşıdığını ifade etti.
Bu diplomatik girişimler, İran Genelkurmay Başkanı Amir Hatami’nin, ABD ve İsrail’i olası bir saldırıya karşı uyarmasının ardından geldi. Hatami, Körfez’deki Amerikan askerî yığınağı sonrası İran silahlı kuvvetlerinin en üst düzey alarm durumunda olduğunu açıkladı.
ABD–İRAN GERİLİMİNDE TÜRKİYE NEDEN KRİTİK BİR AKTÖR?
Orta Doğu’da yeniden yükselen ABD–İran gerilimi, bölgedeki tüm ülkeleri olduğu gibi Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiriyor. Kahire’nin, Washington ile Tahran’ı yeniden müzakere masasına oturtmak için yürüttüğü yoğun diplomatik temaslarda Hakan Fidan’ın da yer alması, Ankara’nın bu sürecin pasif bir izleyicisi olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor.
Türkiye açısından mesele yalnızca diplomatik bir kriz değil; enerji güvenliği, ekonomik istikrar ve bölgesel güvenlik başlıklarının tamamını kapsayan çok katmanlı bir risk alanı söz konusu.
Türkiye neden askerî tırmanmayı istemiyor?
Türkiye’nin ABD–İran hattındaki olası bir askerî çatışmaya mesafeli durmasının temel nedeni, böyle bir senaryonun doğrudan Türkiye’nin ulusal çıkarlarını tehdit etmesi. Körfez’de yaşanacak herhangi bir askerî gerilim:
* petrol ve doğal gaz fiyatlarını hızla yükseltebilir,
* Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji ve ticaret hatlarını riske sokabilir,
* Türkiye’nin ithalat faturasında ciddi artışlara yol açabilir.
Enerji bağımlılığı devam eden bir ülke için bu tablo, yalnızca dış politika değil ekonomik istikrar meselesi anlamına geliyor.
Ankara’nın diplomasi vurgusu ne anlama geliyor?
Türkiye, son yıllarda bölgesel krizlerde askerî çözüm yerine diplomatik arabuluculuk söylemini sistematik biçimde öne çıkarıyor. ABD–İran gerilimi de bu çizginin istisnası değil.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin kendisini:
* taraflardan birine angaje olan bir aktör olarak değil,
* dengeleyici ve konuşabilen ülke konumunda tutma stratejisinin parçası.
Ankara’nın, Kahire’nin yürüttüğü temaslarda yer alması da bu çerçevede okunmalı. Türkiye, kriz büyümeden önce iletişim kanallarının açık tutulmasını savunuyor.
Türkiye–Mısır diplomasisinde yeni bir eşik mi?
Dikkat çeken unsurlardan biri, Türkiye ile Mısır’ın bu dosyada aynı diplomatik zeminde buluşması. Uzun yıllar gergin seyreden Ankara–Kahire ilişkileri, artık yalnızca ikili normalleşme sürecinin ötesine geçerek bölgesel kriz yönetimi boyutuna taşınıyor.
Bu durum Türkiye açısından iki önemli sonuç doğuruyor:
1. Ankara, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da yalnızlaşma riskini azaltıyor.
2. Türkiye, çok aktörlü diplomasi masalarında meşru ve güçlü bir muhatap olarak yer alıyor.
ABD–İran gerilimi Türkiye’yi güvenlik açısından nasıl etkiler?
Bölgede yaşanacak bir askerî tırmanma:
* Suriye ve Irak sahalarını daha kırılgan hâle getirebilir,
* Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde yeni istikrarsızlık dalgaları yaratabilir,
* göç ve güvenlik risklerini artırabilir.
Bu nedenle Türkiye’nin diplomatik çözüm vurgusu, yalnızca uluslararası prestij arayışı değil; sınır güvenliği ve iç istikrarın korunması hedefiyle de doğrudan bağlantılı.
Türkiye ne kazanmaya çalışıyor?
Ankara’nın bu süreçteki temel hedefleri net:
* ABD–İran geriliminin kontrolsüz bir çatışmaya dönüşmesini önlemek,
* enerji ve ticaret hatlarının güvenliğini korumak,
* bölgesel krizlerde arabulucu ve dengeleyici aktör rolünü güçlendirmek,
* Orta Doğu diplomasisinde masanın dışında kalan değil, masayı şekillendiren ülkelerden biri olmak.
Bu çerçevede Türkiye, Kahire’nin yürüttüğü temasları destekleyerek bölgesel diplomasinin merkezinde kalmayı amaçlıyor.
Türkiye için bu kriz neden hayati?
ABD ile İran arasında yaşanabilecek bir askerî çatışma, Türkiye açısından “uzak bir kriz” değil; ekonomiden güvenliğe kadar uzanan doğrudan bir tehdit alanı. Bu nedenle Ankara, diyalog ve diplomasi çağrılarını yükseltiyor ve bölgedeki arabuluculuk girişimlerinin içinde yer alıyor.
Türkiye’nin bu dosyada attığı adımlar, Ankara’nın Orta Doğu’da krizleri yöneten değil, krizleri önlemeye çalışan bir aktör olma iddiasını güçlendiriyor.